Ocak sonundaki zirvesinden ekim ayı ortasına kadar yüzde 20’nin üzerinde değer yitiren ons altın, sıkılaşan para politikalarının oluşturduğu faiz baskısıyla karşılaşırken, CME Group analizi piyasayı dengeleyebilecek kritik faktörleri gündeme getirdi. Kurumun incelemesinde artan kamu açıkları, kalıcı enflasyon, jeopolitik gerilimler ve olası merkez bankası alımlarının varlık fiyatlarına sağlayabileceği destekler incelendi.
Platin, paladyum ve gümüş gibi endüstriyel kıymetli madenlerde aynı süreçte yüzde 40’ı aşan düşüşler kaydedildi. Altının bu emtialara kıyasla daha dirençli kalmasında, üretimsel kullanımının haricinde finansal rezerv ve güvenli liman vasfı taşıması rol oynadı. ABD Merkez Bankası başta olmak üzere önde gelen otoritelerin faiz indirimlerini ertelemesi ve sıkı duruşu koruması, faiz getirisi sunmayan altının tahvil ve mevduat karşısındaki rekabet gücünü zayıflattı.
Merkez Bankası Rezervleri ve Makro Riskler
Küresel krizin patlak verdiği 2008 yılından bu yana net alıcı konumunda bulunan merkez bankalarının, rekor fiyat seviyelerinde yavaşlattığı rezerv alımlarına geri dönebileceği öngörülüyor. Yatırım fonlarının satış yaptığı dönemlerde taban oluşturabilecek bu resmi talep beklentisi korunsa da alım tarafında henüz teyit edilmiş somut bir hızlanma görülmedi.
Büyük ekonomilerde genişleyen bütçe açıkları ile yükselen borç stoku, devlet tahvillerine yönelik uzun vadeli güven algısını sarsarak altın talebini orta vadede destekleyebilir. CME Group analizine göre, kamu borçlanma senetlerine dair çekinceler yatırımcıları güçlü rezerv niteliğine sahip araçlara yönlendirme potansiyeli taşıyor.
Fiyat artışlarının yol açtığı satın alma gücü kaybı değerli metallere olan ilgiyi canlı tutsa da enflasyon dinamiklerinin etkisi çift yönlü ilerliyor. Enflasyonun inatçı seyretmesi durumunda merkez bankalarının faizleri yukarıda tutması emtia üzerinde baskı kurmaya devam ediyor; bu doğrultuda altının seyrini hem fiyat artışlarının kalıcılığı hem de para politikası kararları belirleyecek.


Yorumlar kapalı.